top of page

Devrim Erbil’in Resmin Ötesine Taşan Dünyası: Vitray, Seramik ve Mozaik

28 Ağu
3 dakikada okunur

Devrim Erbil denildiğinde çoğu kişinin zihninde önce İstanbul silüetleri, Boğaz’ın mavisi, kuşlar, şehir ritmi ve birbirini takip eden çizgiler canlanır. Ancak Erbil’in sanatını yalnızca tuval üzerine yaptığı resimlerle sınırlandırmak, sanatçının üretim dünyasının önemli bir bölümünü gözden kaçırmak anlamına gelir.

Çağdaş Türk resminin önemli temsilcilerinden Devrim Erbil, sanat yaşamı boyunca tuvalin sınırlarını aşarak gravür, serigrafi, halı, batik, pleksi, vitray, seramik ve mozaik gibi farklı teknik ve malzemelerle üretimler gerçekleştirmiştir. Sanatçının kendi arşivinde de vitray, seramik ve mozaik ayrı üretim alanları olarak yer almaktadır.

Bu çeşitlilik, Erbil’in sanatında yalnızca teknik bir zenginlik değildir. Aynı zamanda onun sanatın yaşamın içinde var olması gerektiğine ilişkin düşüncesinin bir sonucudur.

Tuvalin Sınırlarını Aşan Bir Sanat Anlayışı

Devrim Erbil’in sanatında çizgi, renk, ritim ve hareket temel unsurlar olarak öne çıkar. İstanbul görüntüleri, kuşlar, ağaçlar ve kent dokusu, farklı malzemelere aktarıldığında da bu temel görsel dil varlığını sürdürür.

Sanatçının farklı malzemelere yönelmesinin önemli bir nedeni, sanat eserinin yalnızca galerilerde ve müzelerde karşılaşılan bir nesne olmaktan çıkıp gündelik hayatın bir parçası hâline gelmesi düşüncesidir. Erbil, sanatın kentle ve toplumla daha doğrudan buluşmasını önemsemiş; mozaik ve seramik gibi dayanıklı malzemelerle büyük ölçekli çalışmalar üretmesinin arkasında da bu düşüncenin bulunduğunu ifade etmiştir.

Dolayısıyla Erbil’in resim dışı üretimlerine bakarken “ressamın başka malzemelerle yaptığı çalışmalar” demek yerine, resim anlayışının farklı yüzeylerde ve farklı malzemelerde yeniden hayat bulması olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Vitray: Çizginin Işıkla Buluşması

Vitray, Devrim Erbil’in sanatında özellikle dikkat çekici bir üretim alanıdır. Çünkü vitrayın temel unsurlarından biri olan ışık, sanatçının renk ve çizgi üzerine kurduğu görsel dünyayla güçlü bir ilişki kurar.Tuval üzerinde boya aracılığıyla oluşturulan renk, vitrayda ışığın kendisiyle birlikte değişen bir karakter kazanır. Günün farklı saatlerinde ışığın geliş açısı değiştikçe eserin algılanışı da değişir. Böylece sanat eseri sabit bir görüntü olmaktan çıkar; mekânla ve zamanla birlikte dönüşen canlı bir yüzeye dönüşür.

Erbil’in çizgiye dayalı kompozisyonları açısından düşünüldüğünde vitray, sanatçının ritmik anlatımı için oldukça elverişli bir malzeme sunar. Çizgilerin bölümlere ayrılması, renk alanlarının birbirleriyle ilişkilendirilmesi ve ışığın bu alanlardan süzülmesi, Erbil’in resimlerindeki titreşim duygusunu farklı bir biçimde ortaya çıkarır.

Sanatçının kendi ifadesiyle, eserlerini vitray ve seramik gibi farklı malzemeler üzerinde yeniden üretme yaklaşımı, malzemenin kendi karakterine sadık kalmayı da içerir.

Bu nedenle Erbil’in vitraylarını yalnızca bir resmin cama aktarılması olarak görmek eksik kalır. Burada ışık, eserin anlatımının bir parçası hâline gelir.

Seramik: Çizginin Toprak ve Ateşle Buluşması

Devrim Erbil’in resim dışı üretimleri içerisinde seramik özel bir yere sahiptir. Sanatçının seramik çalışmalarında çizgi ve renk, bu kez toprağın dokusu ve ateşin dönüştürücü etkisiyle yeni bir karakter kazanır.

Seramik, resimden farklı olarak üç boyutlu bir yüzey, fiziksel bir doku ve üretim sürecinin kendisinden kaynaklanan değişkenlik sunar. Çizimin seramik yüzeyine aktarılması ve pişirme sürecinden geçmesi, sanatçının görsel dünyasını başka bir estetik düzleme taşır.

Erbil’in seramik üretimleri arasında büyük ölçekli çalışmalar da bulunmaktadır. Örneğin 1967 yılında İstanbul Ticaret Odası lobisi için gerçekleştirdiği 36 metrekarelik seramik pano, sanatçının resmi mimari ve kamusal alanla buluşturma yaklaşımının önemli örneklerinden biri olarak aktarılmaktadır.

Bu tür çalışmalar, Erbil’in sanatının yalnızca duvara asılan bir tablo olmaktan çıkıp mimariyle bütünleşen bir sanat deneyimine dönüşmesini sağlar.

Seramik aynı zamanda sanatçının renk anlayışına farklı bir derinlik kazandırır. Boyanın yüzeyde oluşturduğu etki, seramikte pişirme, doku ve parlaklık gibi unsurlarla yeniden yorumlanır. Böylece aynı çizgi, farklı bir malzemenin içinde başka bir görsel kimlik kazanır.

Mozaik: Çizgilerin Taşla Kurduğu Ritim

Devrim Erbil’in mozaik çalışmaları ise sanatçının kent ve kamusal alan düşüncesiyle en güçlü biçimde kesişen üretimlerinden biridir.

Mozaik, doğası gereği küçük parçaların bir araya gelerek bütünü oluşturduğu bir sanat biçimidir. Bu özellik, Erbil’in çizgi ve ritim anlayışıyla dikkat çekici bir uyum gösterir. Tek tek parçalar bir araya geldiğinde uzaktan bakıldığında bütünsel bir görüntü, yaklaşıldığında ise çok sayıda küçük parçadan oluşan hareketli bir yüzey ortaya çıkar.

Bu durum Erbil’in İstanbul görüntülerindeki görsel ritimle de ilişkilendirilebilir. Kentin karmaşık yapısı, kuşların hareketi, binaların yoğunluğu ve Boğaz'ın akışkanlığı, mozaik yüzeyinde küçük parçaların ritmik düzeniyle yeniden yorumlanabilir.

Erbil’in mozaik çalışmalarının önemli bir özelliği de sanatın kamusal alana taşınmasıdır. Sanatçı, büyük panolar ve mozaikler aracılığıyla eserin daha geniş kitlelerle karşılaşmasını önemsemiştir. Kendi açıklamalarında mozaik ve seramik gibi malzemelerle büyük panolar yapmasının nedenlerinden birinin eserlerin insanlarla daha fazla karşılaşmasını sağlamak olduğunu belirtmiştir.Bu açıdan mozaik, Devrim Erbil için yalnızca bir teknik değil, aynı zamanda sanatı toplumla buluşturan bir araçtır.

Aynı Sanat Dili, Farklı Malzemeler

Vitray, seramik ve mozaik birbirinden oldukça farklı üretim süreçlerine sahiptir. Biri ışıkla, diğeri toprak ve ateşle, bir diğeri ise taş ve parçaların bir araya gelmesiyle ilişkilidir.

Ancak Devrim Erbil’in çalışmalarına baktığımızda malzeme değişse de sanatçının temel görsel dünyasının korunduğunu görürüz.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page