Akademisyen Erbil : MSGSÜ Yılları ve Etkilediği Kuşak

Devrim Erbil: Akademi’den Kuşaklara Uzanan Bir Sanat Yolculuğu
Devrim Erbil denildiğinde çoğumuzun zihninde İstanbul belirir. Boğazın kıvrımları, üst üste sıralanan yapılar, minareler, çatılar, deniz, kuşlar ve bütün bu görüntüleri bir araya getiren ritmik çizgiler… Erbil, yıllar boyunca İstanbul’u kendine özgü bir görsel dile dönüştüren sanatçılardan biri oldu.
Ancak Devrim Erbil’in sanat tarihindeki yeri yalnızca ressamlığıyla açıklanamaz. Onu farklı ve önemli kılan özelliklerden biri de uzun yıllar boyunca sürdürdüğü akademisyenliği ve yetiştirdiği sanatçı kuşaklarıdır.
Bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan kurumla ilişkisi yaklaşık yarım yüzyıla yayıldı. Bu hikâye yalnızca bir öğretim üyesinin kariyer hikâyesi değildir. Aynı zamanda Türkiye’de sanat eğitiminin, usta-çırak ilişkisinin ve kuşaklar arasındaki sanat aktarımının da hikâyesidir.
Akademi’ye giren genç ressam
Devrim Erbil’in Akademi ile ilişkisi öğrencilik yıllarında başladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde eğitim alan Erbil, Halil Dikmen ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi dönemin önemli sanatçılarının öğrencisi oldu.
Özellikle Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesi onun sanat anlayışının oluşmasında önemli bir yere sahipti. Bedri Rahmi'nin çevresinde yalnızca resim öğrenilmiyor, aynı zamanda şiir, edebiyat, geleneksel sanatlar ve çağdaş sanat üzerine düşünülüyordu. Sanatçının ilerleyen yıllarda oluşturacağı özgün çizginin temellerinden biri de bu atmosfer içerisinde şekillendi.
Erbil 1950'li yılların ikinci yarısında Akademi’de öğrenciyken, Türkiye’de resim sanatının önemli dönüşümler yaşadığı bir dönemin içindeydi. Bir yanda geleneksel resim eğitiminin güçlü etkisi devam ediyor, diğer yanda genç sanatçılar soyut sanat, modernizm ve yeni ifade biçimleriyle ilgileniyordu.
Erbil de bu arayışların içerisinde yer aldı. Arkadaşlarıyla birlikte Soyutçu 7'ler grubunun kurulmasında rol aldı. Daha sonra Mavi Grup içerisinde farklı sanatçılarla birlikte çalıştı. Böylece Akademi yalnızca eğitim aldığı bir yer olmaktan çıkıyor, onun sanatçı kimliğinin geliştiği ve sanat çevresinin şekillendiği bir merkeze dönüşüyordu.
Devrim Erbil'in Akademi ile ilişkisindeki en önemli dönüm noktalarından biri, öğrencilikten öğretmenliğe geçişiydi.1960'ların başında Akademi’de asistan olarak görev almaya başladı. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Tollu ve Cevat Dereli gibi önemli sanatçıların atölyelerinde görev yapması, onun yalnızca kendi sanatını geliştirmesine değil, sanat eğitiminin mutfağında bulunmasına da olanak sağladı.Burada önemli bir değişim yaşandı.Daha önce hocalarından sanat öğrenen Devrim Erbil, artık başka genç sanatçıların yetişmesine katkıda bulunan bir hoca haline geliyordu.
Bu durum onun sanat hayatında çok uzun sürecek yeni bir dönemin başlangıcıydı.
Akademi’de yıllar içinde asistanlıktan doçentliğe, ardından profesörlüğe uzanan bir akademik kariyer geliştirdi. 1981 yılında profesör oldu. Resim Bölümü başkanlığı ve yöneticilik gibi görevlerde de bulundu.Böylece Devrim Erbil, Akademi'nin yalnızca öğrencisi değil, uzun yıllar boyunca eğitim sisteminin içerisinde yer alan hocalarından biri haline geldi.
Bir hoca olarak Devrim Erbil
Devrim Erbil'in hocalığını anlamak için kendi öğrencilik deneyimine bakmak gerekir.
Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun atölyesinde aldığı eğitim, öğrencinin yalnızca teknik beceriler kazanmasını değil, kendi kişiliğini ve sanat dilini oluşturmasını önemseyen bir anlayış taşıyordu.
Erbil'in kendi hocalığında da bu yaklaşımın izlerini görmek mümkündür.Onun için öğrencinin yalnızca resim yapmayı öğrenmesi yeterli değildi. Önemli olan öğrencinin sanatçı olarak kendisini bulmasıydı.Bu nedenle Devrim Erbil'in atölyesinden çıkan sanatçıların birbirinin kopyası olmaması aslında onun hocalığının önemli bir göstergesidir.
Çünkü güçlü bir hoca, öğrencilerini kendisine benzeten değil, onların kendi yollarını bulmalarına yardımcı olan hocadır.
Devrim Erbil'in sanat anlayışı elbette öğrencileri üzerinde iz bıraktı. Renk, çizgi, ritim, kompozisyon, kent ve doğa gibi konulardaki yaklaşımı öğrencilerinin sanat eğitiminde önemli bir referans noktası oluşturdu. Ancak bu etki, doğrudan bir üslup aktarımı olarak düşünülmemelidir.
Onun asıl etkisi, öğrencilerine sanatçı olmanın yalnızca bir teknik mesele olmadığını göstermesinde aranabilir.
Devrim Erbil'in etkilediği kuşak
Bir sanatçının etkisini ölçmenin en ilginç yollarından biri, kendisinden sonra gelen sanatçılara bakmaktır.Devrim Erbil'in Akademi'deki uzun öğretim hayatı düşünüldüğünde, onun etkisinin tek bir öğrenci kuşağıyla sınırlı kalmadığı görülür.
1960'larda başlayan hocalık serüveni, 1970'ler, 1980'ler, 1990'lar ve 2000'lere kadar uzandı. Bu uzun zaman içerisinde Türkiye'deki sanat ortamı da büyük değişimler geçirdi.
Soyut sanat tartışmalarından yeni figüratif arayışlara, kavramsal sanattan farklı disiplinlerin bir araya gelmesine kadar pek çok değişim yaşandı.
Devrim Erbil ise bütün bu dönüşümlerin içerisinde Akademi'de hoca olarak varlığını sürdürdü.Bu nedenle onun etkilediği kuşağı tek bir estetik anlayışla tanımlamak doğru olmaz.Daha doğru olan, Devrim Erbil'in farklı dönemlerde yetişen sanatçılara bir sanat eğitimi kültürü aktardığını söylemektir.Bu kültürün içerisinde disiplinli çalışma, gözlem, sanat tarihi bilgisi, araştırma, üretme ve en önemlisi kişisel bir sanat dili oluşturma düşüncesi vardı.
Akademi'den sanat dünyasına
Devrim Erbil'in öğrencilerinin bir bölümü ilerleyen yıllarda kendi sanat kariyerlerini oluşturdu. Bazıları sanatçı, bazıları akademisyen, bazıları ise sanatın farklı alanlarında çalışan isimler olarak yoluna devam etti.Burada Akademi'nin kendine özgü yapısı da önemlidir.
Sanat eğitimi veren kurumlarda bir hocanın etkisi yalnızca kendi öğrencileriyle sınırlı kalmaz. Öğrenci mezun olur, başka sanatçılarla çalışır, kendi öğrencilerini yetiştirir ve zamanla bir sanat düşüncesinin farklı biçimlerde devam etmesini sağlar.
Bu açıdan bakıldığında Devrim Erbil'in etkisi doğrudan öğrencilerinin ötesine geçen bir etki olarak değerlendirilebilir.Bir başka ifadeyle, Devrim Erbil'in Akademi'deki varlığı bir kişinin hocalık hikâyesinden çok, kuşaklar arasında kurulan bir aktarım zincirinin parçasıdır.
50 yıllık Akademi hikâyesi
Devrim Erbil'in Akademi'deki serüveni olağanüstü uzun bir zaman dilimini kapsar.
1950'li yıllarda genç bir öğrenci olarak girdiği kurumda, 1960'larda asistan, 1970'lerde doçent, 1980'lerde profesör ve yönetici olarak görev yaptı. 2000'li yılların başında emekli olduğunda, aynı kurumda yaklaşık yarım asırlık bir geçmiş bırakmıştı.
Bu nedenle onun hayatına yalnızca "ressamın Akademi yılları" olarak bakmak yetersiz kalır.
Çünkü Erbil, Akademi'nin değişen dönemlerine tanıklık etmiş bir isimdir.
Öğrencilik döneminde tanıdığı ustalar zamanla yerlerini yeni kuşaklara bıraktı. Kendisi de bir dönem öğrencilerinden sorumlu bir hoca haline geldi. Daha sonra onun öğrencileri başka öğrenciler yetiştirdi.Böylece Akademi içerisindeki sanat eğitimi zincirinin bir halkası oldu.
Devrim Erbil'i yalnızca İstanbul'u resmeden bir sanatçı olarak tanımlamak, onun hikâyesinin önemli bir bölümünü dışarıda bırakır.O aynı zamanda Akademi geleneğinin içinden yetişmiş ve bu geleneği yeni kuşaklara taşımış bir eğitimcidir.Halil Dikmen ve Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi olarak başlayan yolculuğu, zaman içerisinde onu genç sanatçıların hocası haline getirmiştir. Öğrencilikten asistanlığa, doçentlikten profesörlüğe uzanan bu süreç, Türkiye'deki sanat eğitiminin dönüşümüne de tanıklık etmiştir.
Belki de bu nedenle Devrim Erbil'in Akademi'deki hikâyesini anlatırken sorulması gereken soru yalnızca "Nasıl bir ressamdı?" değildir.Asıl sorulardan biri şudur:
Bir sanatçı, kendisinden sonra gelen sanatçıların dünyasını ne kadar değiştirebilir?
Devrim Erbil'in Akademi yıllarına bakıldığında bu sorunun cevabı, yalnızca tablolarında değil, yetiştirdiği kuşaklarda da bulunabilir.Çünkü bazı sanatçılar eserleriyle iz bırakır.
Bazı sanatçılar ise hem eserleriyle hem de yetiştirdikleri insanlarla.Devrim Erbil'in Akademi'deki uzun hikâyesi, tam da bu iki mirasın kesiştiği yerde duruyor.

_.png)



Yorumlar