top of page

Devrim Erbil’in Yaşam Öyküsü

Türk resim sanatında bazı sanatçılar vardır ki eserlerine baktığımızda yalnızca bir manzara ya da bir şehir görmeyiz; aynı zamanda o sanatçının dünyaya bakışını da hissederiz. Devrim Erbil, bu isimlerin başında gelir. Özellikle İstanbul’u kuşbakışı yorumlayan resimleri, ritmik çizgileri, tekrarları, kuşları ve doğadan aldığı ilhamla kendine özgü bir resim dili geliştiren Erbil, Türk çağdaş sanatının önemli temsilcilerinden biri olmuştur.

1937 yılında Uşak’ta dünyaya gelen Devrim Erbil, çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren sanata ilgi duymuş, eğitim hayatını İstanbul’da sürdürmüş ve uzun yıllar akademisyen olarak yeni kuşak sanatçıların yetişmesine katkı sağlamıştır. Ressamlığının yanı sıra profesör, müze yöneticisi ve sanat eğitimcisi kimlikleriyle de öne çıkan sanatçı, 1991 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanını almış, 2019 yılında ise Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görülmüştür.

Uşak’ta başlayan bir sanat yolculuğu

Devrim Erbil 1937 yılında Uşak’ta doğdu. Daha sonra yaşamının önemli bir bölümünü İstanbul’da geçirecek olan sanatçının eğitim hayatındaki en önemli dönüm noktası 1955 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girmesi oldu.

O dönemin sanat ortamı, Türkiye’de modern resim anlayışının geliştiği önemli bir dönemdi. Erbil de bu ortamın içinde yetişerek farklı sanat anlayışlarını tanıma fırsatı buldu. Akademide Halil Dikmen’in yanı sıra Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde eğitim aldı. Bedri Rahmi’nin sanat anlayışı, Erbil’in ilerleyen yıllardaki çalışmalarında önemli izler bıraktı.1959 yılında akademinin yüksek resim bölümünden mezun olan Erbil, aynı yıl “Soyutçu 7’ler” grubunun kuruluşunda yer aldı. Bu dönem, sanatçının kendi sanat dilini aradığı ve soyut sanatın olanaklarını araştırdığı yıllardı.

Akademi yılları ve öğretmenlik hayatı

Devrim Erbil için sanat yalnızca resim yapmak anlamına gelmedi. Sanatın öğrenilmesi, öğretilmesi ve yeni kuşaklara aktarılması da onun yaşamının önemli bir parçası oldu.

1962 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde asistan olarak görev yapmaya başladı. Burada Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Tollu ve Cevat Dereli atölyelerinde çalıştı. Böylece hem kendi sanat çalışmalarını sürdürdü hem de akademik hayatın içerisinde yer aldı.

1965 yılında İspanya Hükümeti'nin sanat bursuyla Madrid ve Barcelona’da araştırma ve incelemelerde bulundu. Avrupa’daki sanat ortamını yakından tanıması, farklı sanat akımlarını görmesi ve sanat tarihi açısından önemli merkezleri incelemesi, onun sanat anlayışının gelişmesinde etkili oldu.

Yıllar içinde akademik kariyerinde de ilerleyen Erbil, 1981 yılında profesörlüğe yükseldi. Böylece ressamlığının yanında uzun yıllar eğitimci kimliğiyle de Türk sanatına katkıda bulundu.

Devrim Erbil’in sanatında İstanbul

Devrim Erbil’in adını duyduğumuzda akla ilk gelen görüntülerden biri İstanbul’dur.

İstanbul, sanatçının yalnızca resmettiği bir şehir değildir. Erbil için İstanbul; tarihi, doğası, hareketliliği, Boğazı, camileri, çatılarının oluşturduğu ritim ve kuşlarıyla adeta yaşayan bir organizmadır.

Sanatçı özellikle kenti kuşbakışı görünümlerle ele alır. İstanbul’un karmaşık şehir dokusunu küçük çizgiler, noktalar ve tekrarlarla yeniden kurar. Böylece ilk bakışta bir şehir manzarası gibi görünen eserler, dikkatli bakıldığında soyutlamaya yaklaşan bir yapıya dönüşür.

Erbil’in resimlerindeki tekrarlar tesadüf değildir. Sanatçının sanat anlayışında ritim ve hareket önemli bir yere sahiptir. İstanbul’un çatılarının, sokaklarının ve yapılarının oluşturduğu görsel karmaşa, onun resimlerinde düzenli ve müzikal bir ritme dönüşür. Resmî biyografisinde de sanatçının İstanbul’u bazen kuşbakışı, bazen farklı bakış açılarını bir araya getirerek ve özellikle kuşların hareketlerindeki ritmi hissederek yorumladığı belirtilmektedir.

Kuşlar, doğa ve yaşamın ritmi

Devrim Erbil’in sanatını anlamak için yalnızca İstanbul resimlerine bakmak yeterli değildir. Doğa da onun sanat dünyasının en önemli kaynaklarından biridir.

Sanatçı doğanın ritmini, hareketini ve tekrarlarını gözlemleyerek bunları kendi resim diline dönüştürür. Kuşlar bu dünyanın önemli unsurlarından biridir. Kuşların uçuşları, kanat hareketleri ve gökyüzündeki ritimleri, Erbil’in eserlerinde çizgisel ve hareketli kompozisyonlara dönüşür.

Bu nedenle onun resimlerinde çizgi yalnızca bir nesnenin sınırını belirleyen bir araç değildir. Çizgi, hareketi ve zamanı anlatır. Aynı çizginin farklı yönlerde tekrarlanması, izleyicide müzikteki ritme benzer bir duygu oluşturur.Sanatçının kendi sanat felsefesinde doğa, yaşamın hareketi ve ritmi önemli bir yer tutar. Resmî biyografisinde Erbil’in doğayı bir tutku olarak gördüğü ve birbirine benzeyen ancak tamamen aynı olmayan tekrarların onun sanat düşüncesinde önemli olduğu ifade edilmektedir. Uluslararası başarıları

Devrim Erbil’in sanat yaşamı yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmadı. Yurtiçinde ve yurtdışında yüzlerce kişisel sergi açtı ve çok sayıda karma sergiye katıldı. Eserleri farklı ülkelerdeki müze ve koleksiyonlarda da yer aldı.Sanatçının aldığı önemli ödüller arasında 1966 yılında V. Tahran Bienali’nde aldığı birincilik ödülü, 1969 yılında “Yılın Genç Ressamı” seçilmesi ve 1972 yılında 9. İskenderiye Bienali’nde aldığı resim ikincilik ödülü bulunmaktadır. 1973 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin 50. yılı kapsamında düzenlenen Resim-Heykel Yarışması’nda “Atatürk ve Cumhuriyet Ödülü”nü aldı. 1974 ve 1976 yıllarında DYO Resim Yarışmaları’nda, 1978 ve 1982 yıllarında ise Devlet Resim-Heykel Sergileri’nde başarı ödüllerine layık görüldü.Bu ödüller, Erbil’in Türkiye’deki sanat çevresinde olduğu kadar uluslararası sanat ortamında da tanındığını gösteren önemli kilometre taşlarıdır.

İstanbul Resim Heykel Müzesi’ndeki görevi

Erbil’in kariyerindeki önemli görevlerden biri de İstanbul Resim Heykel Müzesi Müdürlüğü oldu. Sanatçı 1979 yılında bu görevi yürüttü.

Bu görev, onun yalnızca kendi eserlerini üreten bir ressam olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin sanat kurumlarının gelişimine katkı sağlayan bir sanat insanı olduğunu da gösterir. Sanat yönetimi ve sanat eğitimi alanındaki deneyimleri, ilerleyen yıllarda üstleneceği görevlerin de temelini oluşturdu.

Devlet Sanatçısı unvanı

Devrim Erbil, 1991 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanını aldı. Bu unvan, onun uzun yıllar boyunca Türk resim sanatına yaptığı katkıların önemli bir göstergesiydi.

1998 yılında Kırgızistan Ulusal Bilim ve Sanat Akademisi’nin kurucu onur üyeliğine layık görüldü. 2000 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü’nü aldı. Aynı yıl Balıkesir’de Devrim Erbil Çağdaş Sanatlar Müzesi açıldı.

2004 yılında Mimar Sinan Üniversitesi’nden emekli olan sanatçı, sanat eğitiminden uzaklaşmadı. 2005 yılında Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi’nin kurucu dekanı olarak görev yaptı.

Sanatı daha geniş kitlelere ulaştırma düşüncesi

Devrim Erbil’in sanat anlayışında dikkat çeken noktalardan biri de sanatın yalnızca galerilerde veya müzelerde kalan bir etkinlik olmaması gerektiği düşüncesidir.

Sanatçı, resmin günlük yaşamla daha fazla bütünleşmesini ve daha geniş kitlelere ulaşmasını önemsemiştir. 2015 yılında Devrim Erbil Sanat, Kültür ve Eğitim Vakfı’nı kurması da bu yaklaşımın bir parçası olarak değerlendirilebilir. Vakıf aracılığıyla sanat, kültür ve eğitim alanlarında çalışmalar yürütülmesi amaçlanmıştır.

Erbil'in sanat yaşamı boyunca konferanslar vermesi, yazılar yazması ve sanat eğitimiyle ilgilenmesi de bu yönünü güçlendirmiştir.

Büyük ödüller ve ustalık dönemi

Sanatçının uzun kariyeri boyunca aldığı ödüller ilerleyen yıllarda da devam etti. 2012 yılında Art Bosphorus Çağdaş Sanat Fuarı’nda “Yılın Sanatçısı” ve Yedirenk Sanat Vakfı tarafından “Ustanın Günü” ödüllerine layık görüldü.

2017 yılında Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği tarafından “Yılın Sanatçısı Onur Ödülü”nü aldı ve Beyoğlu Belediyesi tarafından üstün hizmet nişanına layık görüldü. 2018 yılında İstanbul Art Show Sanat Fuarı’nın onur sanatçısı oldu.

2019 yılında ise sanat kariyerinin en önemli ödüllerinden biri olan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü aldı. Bir ressamdan daha fazlası

Devrim Erbil’in yaşam öyküsüne baktığımızda yalnızca başarılı bir ressamın kariyerini görmeyiz. Aynı zamanda sanat eğitimine yıllarını vermiş bir akademisyenin, müzecilik ve sanat yönetimi alanlarında görev yapmış bir sanat insanının ve sanatın toplumla buluşmasını önemseyen bir kültür insanının hikâyesini görürüz.

1937’de Uşak’ta başlayan yaşamı, İstanbul’un sanat ortamında şekillenmiş; Avrupa’daki araştırmaları, akademik çalışmaları, sergileri ve ödülleriyle genişlemiştir. Ancak bütün bu yolculuğun merkezinde değişmeyen bazı konular vardır: doğa, hareket, ritim, Anadolu ve İstanbul.

Belki de Devrim Erbil’in sanatını özel kılan en önemli nokta budur. O, İstanbul’u yalnızca resmetmez; İstanbul’un ritmini yakalamaya çalışır. Kuşları yalnızca çizmez; onların hareketini ve özgürlüğünü hissettirmeye çalışır. Çizgiyi yalnızca biçim oluşturmak için kullanmaz; çizgiyle hareketi, zamanı ve yaşamın sürekliliğini anlatır.

Bu nedenle Devrim Erbil’in resimleri, bir şehre uzaktan bakmak yerine o şehrin ritmini dinlemeye benzer. İstanbul’un çatılarında, Boğaz’ın hareketinde, kuşların uçuşunda ve birbirini takip eden çizgilerde sanatçının dünyaya bakışını görmek mümkündür.

Çizgilerle yazılmış uzun bir hayat

Devrim Erbil’in yaşamı, Türk resim sanatının son yetmiş yılına yayılan uzun ve üretken bir sanat yolculuğudur. Uşak’ta başlayan bu yolculuk İstanbul’da sanat eğitimiyle şekillenmiş, Avrupa deneyimleriyle zenginleşmiş, akademisyenlik ve sanat yöneticiliğiyle genişlemiş ve sonunda Türkiye’nin önemli sanat ödülleriyle taçlanmıştır.

Onun eserlerinde İstanbul’un görüntüsü kadar yaşamın kendisi de vardır. Tekrarlanan çizgiler, uçuşan kuşlar, şehir dokusu ve doğanın hareketi, aslında sanatçının temel sorusuna cevap arar: Hayatı nasıl daha görünür ve daha hissedilir kılabiliriz?

Devrim Erbil’in cevabı ise çizgilerde saklıdır. O, resimleriyle bir şehrin görüntüsünü değil, bir şehrin ruhunu; doğanın şeklini değil, doğanın ritmini; yaşamın kendisini değil, yaşamdan alınan kısa mutluluk anlarını anlatmaya çalışır.

Bu yönüyle Devrim Erbil, yalnızca İstanbul’un ressamı değil, ritmin, hareketin ve yaşam sevincinin ressamı olarak Türk sanat tarihinde kendine özgü bir yer edinmiştir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page